Greta Ferušić
Greta Ferušić Weinfeld’in hayatı, 20. yüzyılın en karanlık sayfalarından ikisini de içinde barındıran trajik ve aynı zamanda ilham verici bir hikâyedir. 1924 Haziran’ında Novi Sad’da doğan Ferušić, Yahudi bir ailenin kızı olarak büyüdü. Gençliğinden itibaren yaşadığı acılar, onu hem tarihsel olayların tanığı hem de insanlığın direncinin simgesi haline getirdi.
Henüz 14 ya da 15 yaşındayken ailesiyle birlikte Nisan 1944’te Auschwitz’e sürüklendi. Toplama kampında geçirdiği aylar boyunca yaşadığı dehşetin ardından, Kızıl Ordu’nun 27 Ocak 1945’te kampı kurtarmasıyla hayata tutunmayı başardı. Ölümün eşiğinden dönmüş olmasına rağmen, ailesinden kurtulan tek kişiydi; anne, baba, halaları ve amcası o karanlık günlerde kayboldu.
Savaştan sonra Yugoslavya’ya geri dönen Ferušić, hayata yeniden başlamak için umudunu kaybetmedi. 1952 yılında, seküler bir Boşnak olan Seid Ferušić ile evlendi ve Saraybosna Üniversitesi’nde mimarlık eğitimine başladı. Bu alanda ilerleyerek, üniversiteden mezun olan ilk kadın mimar oldu. Daha sonraysa Mimarlık Okulu’nun dekanlığına kadar yükseldi ve çeşitli mimari projelerde yer aldı.
Greta Ferušić’in ikinci büyük sınavı ise 1990’ların ortalarında Saraybosna’yı kasıp kavuran kuşatmayla geldi. Kenti terk etmeyi reddeden kararlı duruşu, oğlunun ve ailesinin güvenliği için onları şehirden uzaklaştırırken, kendisiyle kocası kaderlerini saraybosnalılarla paylaştı. 1994 yılında, geçmişiyle geleceğini birleştiren “Auschwitz’den Saraybosna’ya” adlı belgeselde anlattıklarıyla, unutulmaması gereken bir ses olarak tarihe geçti.