John Norman
Amerikalı filozof ve yazar
John Frederick Lange, Jr. olarak da bilinen John Norman, 3 Haziran 1931 tarihinde Chicago'da dünyaya geldi. Eğitimine Nebraska Üniversitesi'nde başlayan Norman, buradan 1953 yılında Edebiyat bölümünden mezun oldu. Ardından Güney California Üniversitesi'nde yüksek lisansını tamamladı ve burada gelecekteki eşi Bernice L. Green ile tanıştı. 14 Ocak 1956'da evlenen çiftin John, David ve Jennifer adında üç çocuğu oldu.
Akademik kariyerine Princeton Üniversitesi'nde devam eden Norman, 1963 yılında doktorasını tamamladı. Doktora tezi, ahlaki doğaçlama ve bunun toplumdaki yansımaları üzerineydi. Bu konudaki görüşlerini bir röportajında net bir şekilde ifade eden yazar, ahlaki tatminsizliğin mantıksızlığa yol açabileceğini ve bunun da toplumun büyük bir kısmının ahlaki yönden zayıf olduğunu düşünen bireylerde cezalandırma eğilimine sebep olduğunu savunuyordu. 2012 yılından itibaren New York Üniversitesi'nin Queens Kolejinde felsefe profesörü olarak görev yapmaya devam etmektedir.
Norman'ın yazarlık kariyeri, 1970'ler ve 1980'lerde giderek popülerlik kazandı ve eserleri yaklaşık 6 ila 12 milyon kopya sattı. Bilinen en önemli çalışması olan Gor serisi, 25 romana yayılmıştı ve daha sonra beş yeni kitapla devam ettirildi. Ayrıca 2012 yılında yeni bir eseri daha yayınlandı. Üç Telnarian Tarihi ise hem kurgusal hem de kurgusal olmayan hikâyelerden oluşan bir derlemeydi.
Gor serisi, Edgar Rice Burroughs'un John Carter of Mars serisinden esinlenmişti ve felsefi derinlikleriyle dikkat çekiyordu. Norman'ın romanları, modern toplumun hastalıklarını, özellikle de nükleer yıkım tehdidini merkeze alarak inceliyordu. Toplumların, kültürlerin ve ahlaki bakış açılarının incelikle işlendiği eserlerinde, erkek kahramanların maceraları öne çıkıyor, aile hayatı ve günlük yaşamın diğer unsurları genellikle arka planda kalıyordu. Romanlarındaki felsefi temellerini Nietzsche'in görüşlerine dayandıran Norman, en güçlü ve yetenekli olanın hayatta kalması gerektiğini savunuyordu. Bu anlayışla, kadın karakterleri genellikle itaatkâr olarak betimler ve erkek egemen bir dünyada onların doğal rollerini keşfetmelerini sağlardı.